Skip to Content

Duanın Mahiyeti

d

d- Duanın Mahiyeti:
        
Buna göre ‘dua' mü'minler için
ibadettir. Allah'ı Rabb bilip O'nun önünde secdeye kapananlar, ihtiyaçlarını
Allah'a bildirirler ve O'ndan yardım dilerler. Nitekim Fatiha Sûresinde sürekli
‘Yalnız sana sığınırız ve yalnızca senden yardım dileriz' derler.
Dua etmeyi önemsemeyenler,
ibadeti önemsemeyenlerdir. Bu gibi kimselerin müstekbir oldukları yukarıda
geçmişti. Ancak kibirliler, yani kendilerini üstün makamda görenler, Allah'tan
bir şey istemeye tenezzül etmezler. Böyle bir anlayış şüphesiz ki sapıklığın ve
azgınlığın ta kendisidir.
Esasen insan güçsüz olduğu için
başkasının yardımına muhtaçtır. Sıkıştığı zaman birilerinden yardım ister. Ancak
insanın öyle ihtiyaçları olur ki, başkalarının onu karşılaması mümkün değildir.
İşte böyle bir noktada Allah'a inanmayan inkârcılar ve O'na ortak koşan
müşrikler bile ortak koştukları tanrılarını bir tarafa atar ve Âlemlerin Rabbi
Allah'tan yardım isterler:
"İnsana bir zarar dokundu
mu, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken bize dua eder: zararı üstünden
kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarar için Bize dua etmemiş
gibi döner-gider" (Yunus: 10/12; Zümer: 39/49) 
İlk insandan günümüze kadar
bütün insanların hayatında ibadet ve dua olayı gündemdedir. Din ve ibadet
konularında geçtiği gibi, insan hak veya batıl mutlaka bir dine inanır. Allah'a
inananlar Allah'ın, Allah'ı unutanlar ise ilâh diye inandığı bir şeyin önünde
ibadet eder, ona sığınır, ondan yardım ister, ya da ondan korkar. Dua etmek te
bu tapınmanın bir parçasıdır. İster müslüman olsun, ister gayri müslim olsun;
kimileri rahata kavuşunca, kendini güçlü hissedince dua etmekten kaçınır. Bu
gibilerin hayatında dua'nın yer almaması işin aslını değiştirmez. Onlar da dara
düşünce sığınılacak ve yardım istenecek bir melce (kucak) ararlar.
İslâma göre ise duanın ibadet
olarak apayrı bir yeri vardır. İslâma göre dua, bir psikolojik rahatlama aracı
değildir. Hele hele bazılarının zannettiği gibi, işleri görünmeyen bir ilâh'a
havele etmek hiç değildir. Dua, bir korkunun, bir endişenin, bir ürpertinin
sonucunda bir sığınma, o ürpertiden kurtuluş arzusu da sayılamaz. Eski dinlerde
olduğu gibi kızgınlığından ve kötülüğünden kurtulmak üzere ilâhlara el açmak ta
değildir.
Dua bir iman,
bir aksiyon, bir çaba ve uyanıştır. Allah'ı ve O'na ait hakimiyeti, ilâhlığı
tanıma, itiraf etmedir. Hayatın amacını idrak etme, yaşayışı programa koyma,
ilerisi için hazırlık yapma, Din için çalışmaya (cihada) azmetme, toparlanma ve
eksikliklerini gidermedir.
Dua, Allah'ın
makamından sürekli bir istemedir. Bu isteme mü'min için itikat, bir şiar (müslüman
olmanın işareti), bir hayat hedefidir. Mü'min özlediği İslâmí hayata dua ederek
kapı açmaya çalışır.  O, Allah'ın bitmez-tükenmez hazinelerini, iyi bir mü'min
olma uğruna ister, onların yeryüzüne inmesini niyaz eder.
Dua mü'min için,
yüce idealleri, dünya ve içindekilerden daha değerli şeyleri bulabilmenin,
onlara ulaşmak için çaba göstermenin aracıdır. İnsanların yaşaması için araç
kılınan ‘dünya ve ondan bir şeye sahip olmak' tekamül (ileriye gitme) değildir.
İnsan için tekâmül bunun da ötesinde yüce hedeflerdir.
Dua, mü'mini
ayrılığın yalnızlığından kurtarır. Dua, mü'minin, aşkının, muhabbetinin ve
saygısının eyleme dönüşmüş şeklidir.
Mü'min, dua
etmeden önce duaya hazırlanır. Yani o önce fiilí duada bulunur. İbadetini
noksansız yapmaya çalışır. Varacağı hedef için gerekli çalışmaları yapar.
Tehlikelere karşı yeteri kadar tedbir alır. Emredileni yapar, yasaklanandan
kaçar. Bundan sonra da amelin kabulü için dua eder, gücünü aşan konularda
Allah'tan yardım diler, eksikliğinin tamamlanması, hatasının affi için Allah'a
sığınır, tevbe eder. Allah'a bağlılığını ve sevgisini dua ile ortaya koyar. 

Duaya hazır
olma noktasında Peygamberimizin tavrı örnektir. O, her konuda yılmadan,
usanmadan, kınayanların kınamasından korkmadan ısrarlı bir şekilde çalıştı,
mücadele için lazım olan şartları yerine getirdi. Hatta ayakları şişinceye kadar
ibadete gece gündüz devam etti. Rabbinin rızası dışında hiç bir iş yapmamaya
özen gösterdi. Peygamberlik görevini hakkıyla yerine getirdi ve sonra da
ellerini açıp her an, belki günde yetmiş defa Rabbine dua etti. Dua ile Rabbine
halini arzetti.
Mü'min, her
konuda üzerine düşen görevi yaptıktan sonra duaya da başvuracaktır. Kısaca ‘dua
etmeye yüzü olacaktır'. Hiç bir şey yapmadan, çalışmadan, tehliklere karşı
tedbir almadan, toplumun ve nefsin ıslahı için bir şey yapmadan, günahlardan
korunmadan; ‘Rabbim, şunu yap, bunu hallediver, istersen affet, düşmanı kahret,
ortalığı düzelt, ihtiyaçlarımızı gider' demek dua değildir. Böyle yapmanın
duanın ihlasıyla bir ilgisi yoktur.

[1]

        

 

[1]
Hüseyin K. Ece, İslam'ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 153-155.

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar