Skip to Content

Dua İbâdettir

k

k) Dua İbâdettir
 
Duanın özü, kişinin kendisini
Allah'ın karşısında acziyet içerisinde hissedip O'na yönelmesi ve taleplerini
O'na arzetmesidir. Zaten ibâdet, bir varlığa boyun eğmek, O'nun karşısında
küçülmek, O'na itaat etmek manalarını içerir. Kısacası dua ile ibâdet mana
olarak aynı şeyleri ifade etmektedir.
Biz her ne kadar dua ile
ibâdeti birbirinden ayrı iki olaymış gibi görüyorsak da aslında bu ikisi özde
aynı şeydir. İbâdet olarak bildiğimiz namaz, oruç, zekât, hac gibi Allah'ın
emirleri aslında duanın harekete dönüşmüş şeklidir. Bilindiği gibi Kur'an'da da
geçen şekliyle Arapçada, namazın adı salât'tır. Fakat bu salât kelimesinin aynı
zamanda dua manasına gelmesi çok manidardır ve bir tesadüf değildir. Salât
kelimesinin hem namaz, hem dua manasına gelmesini şöyle izah etmek mümkündür:
Namaz, tüm ibâdetleri
bünyesinde toplayan ve insanla Allah arasındaki ilişkiyi en net ve sık bir
şekilde (günde en az beş defa) sağlayan ibâdettir. Zaten dua da
Allah ile kul arasındaki bir diyalog idi. Yani her ikisi de kulu Allah'a
bağlaması yönüyle aynı kapıya çıkıyor. Rasûlüllah (s.a.s.) bu konuda şöyle
buyuruyor: "Dua ibadetin ta kendisidir."[1]
Çünkü dua ile kişi ihtiyacını teminde aczini idrak etmiş, bunu ancak her şeye
kadir olan Rabbinin temin edeceğinin şuuruna ermiş ve bu sebeple O'na sığınmış
olmaktadır. Esasen ibâdet de bundan başka bir şey değildir. Yine Rasûlüllah (s.a.s.)
"dua ibadetin özü (iliği) dür."[2]
buyurmak suretiyle dua ile ibâdetin özde aynı şey olduklarına dikkat çekmiştir.
Biz bu özü kulluk olarak ifade edebiliriz. Bu aynı zamanda insanın yaratılış
amacı olmaktadır: "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye
yarattım." (Zâriyât: 51/56).
Kur'an'a ve Önderimizin
hayatına baktığımızda dua olgusunun merkezî bir konum arzettiğini görürüz.
Yüzlerce âyet, insanın Rabbıyla bağlantı kurması ve iletişime geçmesi
diyebileceğimiz dua örneklerinden oluşmaktadır. Aynı şekilde hadis külliyatında
duanın önemine dikkat çekilmekte ve pek çok güzel dualar bu eserleri
süslemektedir.   
Müslümanlar olarak Allah ile
her an can u gönülden bir ilişki ve sürekli irtibat halinde olmaya en çok
ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde acaba Allah ne kadar gündemimizde yer alıyor?
Hesaplarımızda O'nun yeri neresi, O'nu hesaba katıyor muyuz? Yoksa mevcut durumu
kanıksayıp "zaten biz buna müstahakız, kâfirler çok güçlü, Allah da bize yardım
etmiyor, o halde iş olacağına varır" deyip her şeye boş mu veriyoruz? Hatta daha
da ileri gidip "Allah herhalde böyle olmasını istiyor" diyenler gibi
tembelliğimizin, miskinliğimizin, atâletimizin faturasını da  -hâşâ-  Allah'a mı
çıkarıyoruz?
Bu sorulara vereceğimiz
cevaplar ve yapacağımız nefis muhâsebesi, belki de sorunlarımıza yeni ve
çözümleyici bakış açıları getirecek, ne olduğumuzu, neyi nereye kadar
yapabileceğimizi, kimden neleri isteyebileceğimizi yeniden bizlere hatırlatacak
ve bizleri yeniden harekete geçirecektir. Bizler kul olarak üzerimize düşeni
yapmalı, gereken gayreti göstermeli, sebepler âleminde yapılacakları yaptıktan
sonra ellerimizi açıp O'na yalvarmalı, halimizi O'na arz etmeliyiz. Çünkü O
şöyle buyuruyor: " Bizim uğrumuzda gayret gösterenleri Biz yollarımıza
iletiriz." (Ankebût: 29/69)
Belki dayatılan eğitim anlayışı
ve hayat tarzının etkisiyle, belki de içinde yaşadığımız şartların baskıcı
karakteri sebebiyle müslümanlar olarak bazılarımız da çoğu kez rasyonalist bir
anlayışla meselelere yaklaşabiliyor. Sorunları tanımlarken ve çözmeye çalışırken
gözetilmesi gereken hususları göz ardı edebiliyoruz. Çoğunlukla, yaptığımız
amellerin/eylemlerin neticesini hemen almak ve somut bir şekilde görmek
istiyoruz. Çoğu kez, sadece maddî boyutu yerine getirerek  -ki bunu da yeterli
yaptığımız şüphe götürür-  sonuca gitmeye çalışıyoruz. Oysa bütün yapılanlardan
sonra Allah'a yalvarmak ve yapılan ameli kabul edip tesirini halk etmesi için
O'na niyazda bulunmak da gerekmektedir. Allah'tan "sabır ve salâtla yardım
talep etmemizi" bizzat Allah öğütlüyor.[3]
Yani, hem sabır ve direnme olacak, hem de dua ile yardım talep edilecek.
"Dualarımız kabul edilmiyor
herhalde" diyerek karamsarlığa saplanmak da yanlıştır. İçinde bulunduğumuz
şartların zorluğu ve zalimlerin zulmü, bizi kesinlikle yıldırmamalı ve hiçbir
zaman bizi duadan alıkoymamalıdır. Allah, kendi ifadesiyle dua edenin dileğine
karşılık vereceğini söylüyor. Allah'ın güzel isimleri arasında "Mücîb" i de
zikreden Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Herhangi bir günah, yahut sıla-i
rahmi kesme gibi bir ma'siyet olmadıkça kulun Allah'a yapmış olduğu duanın
karşılığında Allah ona ya istediğini verir, ya eşdeğerde bir belâyı ondan
uzaklaştırır, ya da onun için âhirette daha iyisini hazırlar."[4]

 

 

[1]
Tirmizî, hadis no: 3247;
Ebû Dâvud, Kitabu'd-Dua, hadis no: 1479.

[2]
Tirmizî.

[3]
Bakara: 2/153.

[4]
Tirmizî; Rudani, hadis No: 9223; Ahmet
Kalkan, Kur'an Kavramları.

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar