Skip to Content

Cana Kıymanın Uhrevî Sorumluluğu.

Cana Kıymanın Uhrevî Sorumluluğu

Cana Kıymanın
Uhrevî Sorumluluğu
 
"Kim bir mü'mini kasden
öldürürse cezası, içinde ebediyyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazab etmiş,
ona lânet etmiş ve onun için büyük bir azap  hazırlamıştır." (4/Nisâ, 93).
Âyet-i kerimede, haksız yere kasden bir müslümanı öldüren kimsenin, ebedî
cehennemde kalacağı, Allah'ın ona lânet ettiği ve onun için büyük bir azap
hazırladığı vurgulanmaktadır. Adam öldürmek, şirke yakın bir günah olduğu için
Allah, bunu şirkle beraber saymış, hiçbir günah için böyle çok ağır dört ceza
(sürekli cehennem, Allah'ın gazabı, lâneti ve acı azâp) belirtmemiştir.
Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle
buyurmuştur:
"Kıyâmet gününde insanlar
arasında hükmü verilecek ilk dâvâ, kan dâvâlarıdır." (Buhârî, Diyât 1;
Müslim, Kasâme 8, hadis no: 28)
"Dünyanın tamamen yok
olması, Allah indinde müslüman bir adamın öldürülmesinden daha hafiftir." (Tirmizî,
Diyât 7)
"Gökler ve yer, bir adamı
öldürmek için birleşmiş olsa, Allah onların hepsini cehenneme yuvarlar." (Tirmizî,
Diyât, 8)
"Kim, yarım sözcükle de olsa
bir müslümanın öldürülmesine yardım ederse kıyâmet gününe, iki gözünün arasına
(Allah'ın rahmetinden umutsuzdur) yazısı yazılmış olarak gelir." (İbn Mâce,
Diyât 1)    
İbn Abbas'tan gelen bir hadise
göre kasden bir mü'mini öldürenin tevbesi makbul değildir. Zeyd bin Sâbit, Ebû
Hüreyre, Abdullah bin Ömer gibi bazı sahâbiler de kasden bir mü'mini öldürenin
tevbesi olmayacağı kanısındadırlar. Bu konuda çok hadis vardır.
Fakat selef ve halefin
çoğunluğuna göre kasden de olsa adam öldüren kişi tevbe eder, iyi amel işlerse
tevbesi kabul edilir, Allah onun kötülüklerini iyliklere değiştirir. Maktulün
uğradığı zulme karşılık da kendisine nimetler verip onu memnun eder ve hakkını
helâl ettirir. "De ki: ‘Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım, Allah'ın
rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok
bağışlayan, çok merhamet edendir." (39/Zümer, 53). Bu âyet, şirk de dahil,
her türlü günahın affedilebileceğini bildirmektedir. Âyette geçen "cemîan"
kelimesi, bütün günahları içine almaktadır. Fakat: "Allah, kendisine şirk
koşulmasını bağışlamaz, bunun dışında kalan (günah)ları, dilediği kimseye
bağışlar." (4/Nisâ, 48) âyeti, şirki af dışında bırakmıştır. Ancak şirkten
tevbe eden de affedilir.
Tevbe ettikten sonra af dışında
kalan hiçbir günah yoktur. Allah'ın, şirki affetmemesi, şirk içinde kalanla
ilgilidir. Yüce Allah, tevbe edenlerin günahlarını affedeceğine göre, kasden
adam öldüreni de dilerse affeder. "Kim bir mü'mini kasden öldürürse cezası,
içinde ebediyyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazab etmiş, ona lânet etmiş ve
onun için büyük bir azap  hazırlamıştır." (4/Nisâ, 93) âyeti de kasden bir
mü'mini öldürenin cezasını bildirmektedir. Normal olarak onun cezası budur.
Fakat Allah dilerse onu affeder. O, dilediğini yapar.
Nisâ sûresi 93. âyetinde geçen
"hâliden" kelimesinin kökü olan "hulûd", uzun zaman kalmak demektir.
Kasden mü'min öldüren, çok uzun süre cehennemde kalacaktır ama sonunda yine
oradan kurtulacaktır. Çünkü kalbinde zerre kadar iman bulunan kimsenin
cehennemden çıkacağına dair mütevâtir hadisler vardır (Buhârî, Tevhid 24, 36;
Müslim, İman 81, 82, 83).
Kıyâmet gününde maktûlün
katilden hak istemesine gelince; Bilerek öldürme, insan haklarına saldırıdır. Bu
saldırı, sırf tevbe ile kalkmaz, gasbedilen hakkı geri vermek gerekir.
Gasbedilen, saldırı ile alınan hakların, sahiplerine geri verilmeden, tevbe ile
kalkmayacağı hakkında icmâ vardır. Şayet gasbedilen hakkı geri vermek mümkün
değilse hakkına saldırılmış bulunan kişi, âhirette hakkını ister. Her hak
istemenin, mutlaka ceza ile sonuçlanması gerekmez. Zira olur ki, katilin iyi
amelleri bulunur, bunların tamamı veya bir kısmı maktûle verilerek maktûl râzı
edilir. Yahut da Allah, dilerse maktûle, uğramış olduğu zulme karşılık cennette
nimetler, yüksek dereceler vererek onu râzı eder. Katili de tevbesi ve iyi
amelleri yüzünden affedip cennete koyar.
İbn Abbas başta olmak üzere
bazı âlimlerin Nisâ sûresi 93. âyetinin zâhirinden yola çıkarak katilin
tevbesinin kabul edilmeyeceği ve buna karşılık da ehl-i sünnet âlimlerinin hemen
hepsinin tevbesinin kabul edileceğini belirtmelerine rağmen, en doğru hüküm
şudur: Kasden adam öldüren kimse âsî ve fâsık olur. Onun işi Allah'a kalmıştır.
O dilerse azab eder, dilerse bağışlar; dilerse cehennemde kısa veya uzun süre
azab eder, sonra cennete koyar. Tabii, bütün bu değerlendirmeler, katil de olsa
hakiki bir mü'min olan ve gerçek anlamda tevbe eden kişi içindir. 
Haksız yere adam öldürmek, en
büyük günahlardandır (6/En'âm, 151). Yüce Allah, İsrâil oğullarına, bir adam
öldürenin, bütün insanları öldürmüş gibi olacağını bildirmiştir. Bir kişiyi
haksız yere öldürmek, cinayetlerin topluma yayılmasına, can güvenliğinin
kalkmasına sebep olur. Canı, ancak veren alabilir. Allah'ın verdiği canı
başkasının almağa hakkı yoktur. Cana kıymak, hem insanın, hem de Allah'ın
hakkına saldırıdır. Din için yapılan savaşta adam öldürmek hak olur. Haksız yere
adam öldüreni öldürmek, yani kısas da haktır. Bunların ikisi de Allah'ın
buyruğudur. Bu durumda öldürmek, Allah adınadır. Ancak kısası kişiler değil,
mahkeme kararıyla İslâm devleti uygular. Savaş ve kısas dışında her insanın canı
dokunulmazdır. Haksız yere adam öldürenin, Allah'ın lânet ve gazabına uğrayıp
ebedî cehennemde kalacağını vurgulayan Kur'an, haksız yere bir canı öldürmeyi,
bütün insanları öldürmekle eş bir suç saymaktadır (5/Mâide, 32).
Neden bir insanı öldürmek,
bütün insanları öldürmek sayılmıştır? Çünkü bir insan, türünü temsil eder. Bir
insanın haksız yere öldürülmesi, toplumda öldürme olaylarının yayılmasına,
sonunda bütün insanların birbirine düşmesine, haksızlıkların ve düşmanlıkların
çoğalmasına, toplum düzeninin bozulmasına yol açar. Birinin hayatını koruyup
kurtarmak da toplumda can güvenliğini sağlar. Toplumu gönül huzuru ile yaşatır.
Yüce Allah, bir ferdin hayatını, bir toplumun hayatı kadar değerli görmüş;
fertlerin hayatlarına saygının; toplumun hayatı, güvenliği, mutluluğu ve
toplumda cinayetleri önlemek için kısasın gerekliliğini anlatmak istemiştir.
Allah'ın elçisi de şöyle buyurmuştur: "İki müslüman birbirine kılıç çekip
saldırırsa öldüren de, öldürülen de ateştedir." "Ya Rasûlallah, öldüren
ateşte ama, öldürülen niçin ateşte oluyor?" dediler. Buyurdu ki: "Çünkü o da
arkadaşını öldürmek istiyordu." (Buhâri, İman 22, Diyât 2, Kasâme 2; Müslim,
Kasâme 33, Fiten 14-15; Ebû Dâvud, Fiten 5; Nesâî, Tahrim 29, Kasâme 7; İbn Mâce,
Fiten 11)[1] 
         

                                                                             

 

[1]
S. Ateş, Kur'an Ansiklopedisi, c. 1, s. 75 vd.

Yorumlar

misafir

cok saol

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Son yorumlar