Skip to Content

Haccı Geciktirmenin Hükmü.

Haccı Geciktirmenin Hükmü XE

Haccı Geciktirmenin Hükmü

 

Cenabı Hak, diğer ibadetler gibi, hac görevini
de yapmayı, gücü olan müslümanlara farz kıldı. Haccın farziyeti daha önce
zikredildiği gibi, Kur'an ve sünnetle sabittir. Hac ömürde, sadece bir kez ve
imkanı olan müslümanlara farz kılınmıştır.

Burada belirtildiği gibi her yıl haccetmek bizim
üzerimize farz değildir. Haccetmenin belli bir imkan dahilinde olduğu da gerçek
bir vaka'dır. Bizim burada değinmek istediğimiz, imkan bulamayanlar değil,
bizatihi imkan bulduğu halde haccı geciktirerek bu ibadeti ihmal edenleredir.

İmam Şafii'nin bazı alimleri, haccın fevren
(hemen) değilde; terahi (erteleme) şeklinde eda edilmesinin caiz olduğunu
belirtmişlerdir.[1]
Ancak bunu ömrünün sonuna kadar şartların ve imkanların el verdiği halde
istediği zamanlara kadar tehir edilebilir anlamına da gelmez.

Ancak; cumhurun çoğuna göre, gerekli güç ve
imkanlar oluştuğunda, kişiye hac ilk yılda farz olur.[2]
Buna göre güç ve imkana sahip olduğu halde, hacca gitmeyip erteleyenler günahkar
olurlar; zekatı zamanında ödemeyerek bu farzı geciktirmek veya namazın vaktinin
sonunda kılınmadığı takdirde nasıl ki, namaz kazaya kalıyorsa farz olduğu ilk
yılın vaktinde de, haccetmeyen kimsenin haccı kazaya kalmış oluyor.[3]

Kişi haccetmeden (gücü yettiği halde) ölürse, bu
farziyetten dolayı sorumludur ve günahkar olarak ölmüş olur.[4]

Ayrıca Hanbeli mezhebine göre; hac farzını
yerine getirmede ihmalkar davranan ve sonunda da, vefat eden birinin bütün mal
varlığından, öncelikle bir hac ve umre masrafı çıkarılır[5]
denilmiştir.

İşin fıkhi yönlerini görüldüğü gibi alimler
açıklamışlardır. İbadetleri yerine getirmede en önemli olan husus, tüm gayret ve
imkanları sarf edebilmektir, yoksa yapılan ibadet şekilde kalır, hakikatinden
fazlaca da nasiplenmek mümkün olmaz. Günümüzde birçok insanın ibadetlerin
genelinde gösterdiği samimiyetsizlik ve gevşeklik örneğini hac ibadetinde de
göstermektedir. Haccın müslüman olan bir kişinin hayatındaki anlam ve önemi pek
de, dikkate alınmamaktadır.

Hac ibadeti, bazıları için daha çok turistik bir
gezi veya bazıları için ise, yaşlıların en son yapması gereken bir iş olarak
algılanır. Bazıları için ise gelenek ve görenek kuralları gereği, belli bir
yaştan sonra kendisine neden hacca gitmediğinin sorulmaması için veya kendisine
hacı denildiğinden dolayı da mutlaka bunu yerine getirmesi zorunlu bir hal alır.

Bazı kimselerin, hac ibadetiyle ilgili birçok
saçma sapan fikirler taşıdığını ve ön yargılı davrandıklarını maalesef
görmekteyiz! Bunun toplumda örnekleri de azımsanmayacak kadar çoktur. Misal
olarak bir kaçını burada zikredelim:

"Ben falan kişi gibi olsa asla hacca gitmem."

"Ben hacdan dönüşümde dünyadan tamamen el etek
çekmem gerekir, onun için şimdi gidemem."

"Hacca gidip haccın gereklerini şimdi yerine
getiremem. Ben daha çok gencim, hem hac şimdilik benim neyime."

"Hacca gidersem, bana hacı ismini takarlar da,
arkadaş ve çevremde alay konusu olurum veya benim geri kafalı olduğum yorumları
yapılır."

"Hac ibadetinin belli bir zamanı yoktur, ömürde
bir kez farzdır  ve zamanı kişinin isteğine bırakıldığı için, kendim şu anda
daha çok gencim, bunu ancak emekliliğimde düşünebilirim."

"Ben daha oğlumu ve kızımı evlendirememiş,
onlara ev bark kuramamışım, onlara mal mülk biriktirmenin, hac farizasından önce
geldiğine inanıyorum."

"Hem ülkemizde bu kadar ekonomik sorunlar
varken, bunca dövizi götürüp başka yerlerde harcamanın ne gereği var, bu başka
bir anlamda vatanseverliğe de ters düşer."

"Hem bu kadar parayı oralarda harcamanın ne
anlamı var? Sevap mı kazanmak istiyorsun; Memleketimizde binlerce fakir-fukara
var onlara ver de kendi ihtiyaçlarını gidersinler, hem bu hac yapmaktan çok daha
sevap getirir."

 Buna benzer yüzlerce bahanelerin arkasına
sığınılarak, bu ibadet çoğu zaman bilerek ihmal edilmektedir. Şeytanın görevi
sürekli olarak müslümanı ibadetten ve Allah'ın emirlerinden alıkoymak için bir
sürü vesveseler vermektir. Şeytan, öncelikle insana yapacağı kötülükleri
sevdirmeye çalışır, sonra da onlara kötü işleri yapmalarını sağlar. Şayet kul
bunları yaparsa, şeytan bununla sevinir, başarısını kutlamaya başlar.

Acaba hac, bu zikrettiklerimizden hangisidir?

Acaba hac, bizim için ne anlam ifade etmektedir?
Hacı olmak veya hacı denilmesi bize ne kazandırmaktadır?

Hac ibadeti, gerçek tanımıyla tüm bu
anlayışlardan uzaktır. Haccın nasıl anlaşılması gerektiği hususunu her şeyde
olduğu gibi, yine en güzel tabirle Kur'an ve sünnet bize açıklamıştır.

Cenabı Hak, ayeti kerimede "Haccı ve umreyi
Allah için tamamlayın."[6]
diye emretmesi, şartlar ve imkanlar oluşmuş ise derhal hac edilmesi anlamına
gelmektedir. Buna keyfimizin istediği zamana bırakacağız diye bir anlam da
veremeyiz. Bazılarının yukarıda zikrettiğimiz şekilde, haccı anlamaları veya
anlamaya çalışmaları, haccın esas anlamını merak ettiklerinden dolayı değildir,
öyle anlamak istemeleri, nefis ve zevklerine böyle uygun düştüğünden dolayıdır.

Hz. Ali'nin (r.a.) rivayet ettiği bir hadisi
şerifte Resülullah  şöyle buyurmuştur: "Kim kendisini Beytullah'a
ulaştıracak binek ve azığa malik olup da haccetmezse, (bundan sonra) ister
Yahudi ve ister Hıristiyan olarak ölsün (onun için fark etmez)" Çünkü Allah
şöyle buyurmuştur: "...Oraya gitmeye imkan bulabilen herkesin
Kabe'yi haccetmesi Allah'ın insanlar üzerinde ki bir hakkıdır."[7]
diye buyurmuştur."[8]

İbn Abbas Peygamber (s.a.s.)'ın şöyle dediğini
rivayet eder: "Allah Resulü (s.a.s.) buyurdu: "İslam'da (gücü yettiği
halde)   hac yapmamak yoktur."[9]

Hz. Peygamber, başka bir hadisi şeriflerinde ise
"Kim hac farizasını yerine getirmek istiyorsa acele etsin."[10]

Daha bir çok hadis-i Şerifi, haccın
ertelenmemesi ve fevren (hemen) imkan bulduğu an kişiye farz olduğu hususunda,
delil göstermek mümkündür.

Haccı hemen yapmanın gereği ile ilgili burada
zikredemediğimiz onlarca hadisi şerif vardır. Hadiste hac ibadetini yerini
getirmede acele etmemiz istenmiştir. Çünkü, biz bu dünyaya ebedi kalıcılar
olarak gelmedik, bize Adem (a.s.)'ın veya Nuh (a.s.)'ın ömrü verilmemiştir.
Kimse akıbetinin de ne olacağını bilemez. Hz. Ömer (r.a.)'ın en fazla yaptığı
dualarından biri de "Ya Rabb'i sonumuzu İslam'la noktala" biçimindeki
duasıdır. Bu da kesinlikle bize, kimsenin kendi sonundan emin olmayacağının
mesajını vermektedir.

Yani ölmeden hasenat defteriniz kapanmadan
haccınızı yapın, bütün menasikleri yerine getirdiğiniz şekliyle Allah'ın
huzuruna varın. Hac demek günahlardan temizlenmektir. Tekrar günahlara dönmemek
için verilen bir yemindir, bir sözdür. Ölüm için bir hazırlanmadır.

Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: "Hac
yapmakta acele ediniz. Çünkü sizden biriniz ölümün kendisine ne zaman geleceğini
bilmez."[11]

Hz. Adem (a.s.)'dan günümüze kadar gelmiş ve bu
dünyadan göçmüş insanların sayısını bir bilenimiz var mıdır?

Bütün bu insanlar nereye gitti?

Onları bir soranımız var mı?

Bu dünyada hiç ölmeyecekmiş gibi ve ebedi
kalacakmış gibi çalışanlar, şimdi Neredereler?

Zevk-ü sefa içinde yaşayıp, küfür ve
zulümleriyle nam sananlar,

Peygamberleri ve Allah'a iman etmiş müminleri,
testerelerle biçenler,

Peygamberlere tabi olanlara, yaşama hakkını
tanımayanlar!

Ya Karunlar, Şeddadlar, Firavunlar, Nemrutlar ve
Ebu Cehiller,

Ortak yönleri hep aynı, çünkü davaları aynı idi,
Peki bugün bunlar neredeler? Neredesiniz?

Ey Kuffarın elebaşları, sizleri takip edenler,
hakka karşı tıpkı, sizin gibi sizin yolunuzdalar ve izinizdeler, sanki söz
birliği etmişcesine...

Ya  İnsanlık için hep ışık olanlar, nur
saçanlar,

Tüm insanların her iki dünyada,

Kurtuluş ve mutluluklarını isteyenler,

Allah için her şeyini fada etmekten çekinmeyen o
güzide insanlar,

Nice zulüm ve ihanete maruz kaldılar,

Alemlere rahmet olarak gönderilen, O
Nebiyu'l-Muhterem

Ona tabi olan, onun için olan ve onun için
ölüme, düğün bayram diye yürüyen insanlar neredeler?

Tüm bunlar
ve herkes "Her nefis, mutlaka ölümü tadacaktır"[12]
kaidesinin, Allah'ın yer yüzündeki tüm canlılara biçtiği ortak bir
kaderdir. Bu ortak kader, ölüm kaderidir. Ne zengin, ne fakir ne zalim, ne
mazlum ne çocuk, ne büyük, ne kadın ve ne erkek, ve ne kafir ve nede mümin,
hiçbir kimse ölümün pençesinden kaçamaz ve tarih boyunca da kaçamamıştır.

Madem herkes için ölüm haktır, Allah'a varma
haktır, mahşer ve hesap haktır, cennet ve cehennem haktır.. O halde, şu kısacık
fani hayata ve oyuncak hükmünden öteye değeri olmayan, bu dünyaya bu kadar
dalmanın, bir anlamı veya bir başka izahı var mıdır?

Madem dünya evinde, bizler için sadece yol geçen
hancı kadar bir konaklama müddeti söz konusu iken, ebedi hayata karşılık bir hiç
hükmünde olan bu hayatı, Allah'ın emrettiği şekilde, onun bizden razı olacağı
şekilde ibadet ve itaatlerle geçirmemiz bizim için dünya ve dünyadaki her şeyden
daha hayırlı değil midir?

Bir düşünelim! Binlerce yıl önce, ölen bir kimse
için, bugünkü dünyanın gelişmiş teknolojisi ne anlam taşır? Ona ne fayda sağlar?
O bu gelişmenin hangi noktasında bulunmaktadır.

Ya bizler, Allah'a vardığımızda göçüp
gittiğimizde, bu dünya, terk ettiğimiz noktada mı kalacak? Bizden sonra
olabilecek gelişmeler bize, orada ne sağlayacak? Ya kendimizi harap edip
kazandığımız mallar, ihtişamlı okullarda okutup sadece dünyalık yönleriyle
ilgilenip büyüttüğümüz, evlatlarımızın bizden sonra bize ne faydaları olacak?

Sevgili peygamber efendimiz (s.a.s.) şöyle
buyurmaktadır: "Uç şeyden dolayı, ölen kişinin bu dünyadaki defteri
kapanmaz, sadaka-i cariye, bırakılan faydalı bir ilim ve salih bir evlattır."[13]

Allah Teala'nın üzerimize farz kıldığı namazı
vaktinde kılarak, orucun hakkını vererek, bize ikram edilen nimetlerde fakir,
fukara ve diğer insanların hakkını zamanında ödeyerek zekatımızı vermeliyiz.

Rabb'imizin helal kıldığı nimetlerinden istifade
edeceğiz, haram kıldığı şeylerden de, kesinlikle uzak duracağız. İslamın
ilkelerini bilerek, haddimizi aşmayacağız, teslimiyette hiçbir zaman; tembelik,
atalet ve kaçama yollarına baş vurmadan, istenildiği şekilde Allah'ın rızasına
teslim olacağız.

Peki Ya cihadımız ne olacak?

Hesabımız, halimiz,

Haşrımız,dirilişimiz,

Haydi! O zaman,

 Oraya...Hacca; Arafat, Müzdelife ve Mina
'ya

Gitmeye var mısınız?

Kendimizi yeniden tanımaya,

Ölmeden önce ölmeye,

Rabb'imizle bizi kavuşturacak büyük buluşmaya,

Siyah, beyaz, kırmızı ve sarı demeden,

Tümüyle Allah'ın boyasıyla boyanmış,

Tüm mertebe ve rütbelerin hiçbir değer
taşımadığı,

Büyük değişimin,

Büyük hicretin,

Gerçekleştiği güne varmaya,

Var mısınız?

İnsanı merhamet selinde,

Mağfiretler deryasında,

Makbul haccın,

Meşkur sa'yın,

Mağfur Zenbin,

Ticareten len Tebura,

Var mısınız?

O Yevmu'l-Ekbere,

O Haccı'l-Makbula,

Geç kalmadan,

İş işten geçmeden,

Ulaşmaya kavuşmaya var mısınız?

Haydi o zaman kendimizi aramaya ve bulmaya
varalım...

 

[1]
İmam Nevevi, el-İdah, s. 92

[2]
İbn Kudame, el-Muğni, III/218,241; İmam Nevevi, el-Idah,
s. 92

[3]
İbn Rüşd, Bidaye, II/157

[4]
Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, İst., 1994, III/410

[5]
a.e.,a.y.

[6]
Bakara, 2/196

[7]
Al-i İmran, 3/97

[8]
Tirmizi, Sünen, Kitabu'l-Hac, 3, 812; Bu hadise benzer
Darumi'de rivayet etmiştir. Bkz. II/28-9

[9]
Ebu Davud, Sünen, Kitabu'l-Menasik, Hadis no: 1729; Ahmed,
Müsned, I/312

[10]
Ebu Davud, Sünen, Kitabu'l-Menasik, Hadis no: 1732

[11]
Ebu Davud, Sünen, Kitabu'l-Menasik, 5; İbn Mace,
Sünen, Menasik, 1

[12]
Al-i İmran, 3/185

[13]
Darumi, Sünen, Mukaddime, 46, Kutubu't-Tıs'a, Çağrı Yay. İst.
1981, XIX/139

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Son yorumlar